ISSN:1302-9940
Home | About Journal | Editorial Board | Scientific Committee | Information To Authors | Archive | Contact | Türkçe
J Child: 18 (3)
Volume: 18  Issue: 3 - 2018
Hide Abstracts | << Back
1.Contents

Pages I - IV

REVIEW
2.Necessity of verifying and interpretation of the serum vitamin D levels
Evrim Şenkal, Emin Ünüvar, Lale Seren, Canan Göl, Ferit Durankuş
doi: 10.5222/j.child.2018.79037  Pages 97 - 102
D vitamini yetersizliği günümüzde tam adı konulmamış bir salgındır. Günlük gereksinimin karşılanmasında güneş ışınları temel yoldur ve vücudumuzdaki D vitaminin %95’i UV-B etkisiyle deriden sentezlenir. Serum 25-OH-D vitamini düzeyinin 20-30 ng/mL olması yetersizliği, <20 ng/mL ise eksikliği gösterir. Toplumda D vitamini eksikliği yönünden risk grubunda olanlara serum D vitamini düzeyi bakılmalı, risk grubunda olmayanlarda ise rutin bakmaya gerek yoktur. Yetersizliği günümüzde eksikliğinden çok daha yaygındır. Günlük ortalama D vitamini gereksinimi toplumun %97,5’ini kapsayacak şekilde RDA önerisi olarak çocuklarda ilk yaşta 400 IU/gün, 1-3 yaş arasında ise 400-600 IU/gündür. Kronik hastalığı bulunanlarda ve yetersizlik yönünden risk grubunda yer alanlarda daha yüksek dozlar verilse de sağlıklı kişilerde 4000 IU/gün; risk grubunda olanlarda 6000-10000 IU/gün aşılmamalıdır. Günümüzde çocuklarda yüksek tek doz D vitamini kullanımı olası intoksikasyon riskinin yüksek olmasından ötürü tercih edilmemelidir.
Vitamin D insufficiency is an unnamed epidemical situation. In meeting the daily requirement, sun rays are essential and 95% of vitamin D in our body is synthesized by UV-B rays effect on our skin. Serum 25-OH-D levels are defined as insufficiency between 20-30 ng / mL and deficiency below 20 ng / mL. Patients who are at risk for vitamin D deficiency need evaluation of serum vitamin D status and those who are not in the risk group do not need routine evaluation. Insufficiency is much more prevalent today than deficiency. RDA recommendations of 400 IU / day for the first year and 400-600 IU / day for 1-3 years of age, covers the daily average vitamin D requirement of %97.5 of the population. Although higher doses are given in the presence of chronic illness and risk for vitamin D deficiency, 4000 IU / day in healthy subjects and 6000-10000 IU / day in those in the risk group should not be exceeded. Today, the use of high single dose D vitamins in children should not be preferred due to the high risk of intoxication.

3.Childhood Obesity and Prevention
Pınar Yılmazbaş, Gülbin Gökçay
doi: : 10.5222/j.child.2018.59389  Pages 103 - 112
Çocukluk çağında obezite prevalansı tüm dünyada artmaktadır ve Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi en önemli halk sağlığı problemlerinden biri olarak göstermektedir. Obez çocukların büyük bir bölümü yaşamlarına obez yetişkinler olarak devam etmektedirler. Obezite; tip 2 diyabetes mellitus, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, osteoporoz ve bazı kanser türlerine neden olmaktadır. Ayrıca obez kişilerin öz saygısı azalmakta, sosyal hayatları kötü yönde etkilenmektedir. Obezite geliştikten sonra tedavisinin çok etkin olmadığı, bu nedenle erken dönemde toplum temelli primer korunma önlemlerinin önemli olduğu görülmektedir. Bu makalede çocukluk çağı obezitesine neden olan faktörler ve primer korunma için alınması gereken önlemlerin gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.
The prevalence of obesity in childhood is increasing all over the world and World Health Organization shows obesity as one of the most important public health problems. Most of the obese children continue to be obese adults in their lives. Obesity causes type 2 diabetes mellitus, hypertansion, cardiovascular diseases, osteoporozis and some cancers. Also obese children have low self esteem and have some social problems. Treatment of obesity is not much effective, therefore community based preventive measures in early lives seem to be more important. In this review our aim is to look over the etiologic factors leading childhood obesity and precautions to prevent this.

RESEARCH ARTICLE
4.The impact of parental anthropometric measurements on child's head circumference
Sinem Daştan Gürler, Perran Boran
doi: 10.5222/j.child.2018.04880  Pages 113 - 120
GİRİŞ ve AMAÇ: Baş çevresi ölçümü beyin gelişiminin değerlendirilmesinde önemli bir göstergedir. Literatürde çocuk baş çevresinin üzerine ailesel etkiyi inceleyen sadece birkaç çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada ebeveyn ve çocuk antropometrik ölçümlerinin çocuk baş çevresi üzerine etkilerini inceleyerek, bu faktörlerin dahil edildiği "beklenen çocuk baş çevresi" formülünün oluşturulması amaçlandı. İkincil olarak da erişkin erkek ve kadın baş çevresi persentillerinin oluşturulması planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2012 ve Eylül 2014 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde doğan ve en az 2 yaşına kadar çocuk sağlığı izlem polikliniğinde takip edilen 204 sağlıklı çocuk (102 erkek 102 kız) ve ebeveynleri çalışmaya dahil edildi. Analizler 189 çocuk ve ebeveynlerinin antropometrik ölçümleri üzerine yapılarak, çoklu doğrusal regresyon analizi ile farklı parametrelerin çocuk baş çevresi üzerine etkisi değerlendirildi.
BULGULAR: Anne ve baba ortalama baş çevresi sırasıyla 54.4 cm ve 56 cm olarak hesaplandı. Tek yönlü varyans analizinde çocuk antropometrik ölçümleri, ebeveyn baş çevresi ve baba ağırlığı çocuk baş çevresi ile ilişkili bulunurken, regresyon analizinde çocuğun ağırlığı ve baba baş çevresinin, çocuk baş çevresini etkileyen ana faktörler olarak saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Beklenen çocuk baş çevresi regresyon denklemi, çocuk ağırlığı, baba baş çevresi ve anne-baba ortalama baş çevresi kullanılarak oluşturulurken, ek olarak yetişkin erkek ve kadın baş çevresi persentil tabloları oluşturuldu. Çocuğun baş çevresi değerlendirilirken ailesel özelliklerin yanı sıra ağırlığının da göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna ulaşıldı.
INTRODUCTION: Head circumference measurement is an important indicator in predicting brain growth. There are few studies in literature examining the familial influence on child’s head circumference. In the current study, we aimed to examine the effects of parental and the child’s anthropometric measurements on child’s head circumference and provide a formula to predict the child’s head circumference by taking these factors into consideration. Our secondary aim was to provide percentiles for adult male and female head circumference.

METHODS: Two hundred and four healthy children (102 boys, 102 girls) born in a university hospital between January 2012 and September 2014, who were followed up in the well child outpatient clinic for at least 2 years of age and their parents were included in the study. The final analysis were performed on 189 children and their parents' anthropometric measurements, and the effect of different parameters on the child’s head circumference was assessed by conducting multiple linear regression analysis.
RESULTS: Mean head circumference in mothers and fathers were 54.4 cm, and 56 cm respectively. In the univariate analysis, child’s anthropometric measurements, parents’ head circumference and fathers’ weight were found to be associated with the child’s head circumference; child’s weight and paternal head circumference were found as the main contributing factors to child’s head circumference in regression analyses.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Regression equations assessing predicted head circumference were built by using child’s weight, paternal head circumference and mid-parental head circumference. In addition, percentile tables of male and female adult head circumferences were provided. It was concluded that child’s weight should be taken into consideration as well as the familial characteristics while evaluating a child’s head circumference.

5.The relationship between hypertension ethology in children and ambulatory blood pressure monitoring
Melike Mehveş Kaplan, Zeynep Yuruk Yildirim, Bağdagül Yavaş Aksu, Ahmet Nevzat Nayır, Alev Yilmaz
doi: 10.5222/j.child.2018.60465  Pages 121 - 128
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda oskülatuar/osilometrik ölçümlerle hipertansif saptanan çocuklarda hipertansiyon tanısının doğrulanması, hipertansiyon paterninin belirlenmesi, hipertansiyonun etiyolojisi ile yaşam içi kan basıncı izlemi ölçümüyle saptanan değerler arasında ilişki kurulması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2006-2018 yılları arasında bilim dalımızda oskülatuar/osilometrik ölçümlerle hipertansiyon ön tanısıyla değerlendirilen ve yaşam içi kan basıncı izlemi uygulanmış olan 349 olgunun poliklinik dosyaları retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Çalışmamızda endokrinolojik kökenli hipertansiyonu olan olgularda izole sistolik hipertansiyon görülme oranı, nefrolojik kökenli hipertansiyonu olan olgulara göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. İzole sistolik hipertansiyon gözlenen olguların VKİ değerleri, izole sistolik hipertansiyon görülmeyen olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Aşırı kilolu veya obez çocuklar, izole sistolik hipertansiyon gösterme eğilimindedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to verify the diagnosis of hypertension in children who are described as hypertensive via auscultatory/oscillometric measurements, to determine the pattern of hypertension, to determine the relationship between the etiology of hypertension and the values determined by the measurement of ambulatory blood pressure monitoring.
METHODS: Between 2006 and 2018, files of 349 patients who have been diagnosed with hypertension via auscultatory/oscillometric measurements and applied ambulatory blood pressure monitoring were retrospectively analyzed.
RESULTS: The incidence of isolated systolic hypertension was significantly higher in patients with endocrinologic hypertension than in patients with nephrological hypertension. The BMI values of the patients with isolated systolic hypertension were significantly higher than the BMI values of the patients without isolated systolic hypertension.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Overweight or obese children tend to have isolated systolic hypertension.

6.The Experience of Transition from Childhood to Adulthood in Endocrinology
Esin Karakilic Ozturan, Aslı Derya Kardelen, Ayse Pınar Öztürk, Ayse Kubat Uzum, Mustafa Özçetin, Firdevs Bas, Sukran Poyrazoglu, Nevin Dinccag, Refik Tanakol, Ilhan Satman, Feyza Darendeliler
doi: 10.5222/j.child.2018.93446  Pages 129 - 134
GİRİŞ ve AMAÇ: Kronik hastalığı olan çocuklar ve aileleri için, erişkin polikliniklerine geçiş endişe verici olabilmektedir. Çalışmamızın amacı çocukluk döneminden erişkin döneme geçiş sürecinde uyguladığımız yöntemlerin sunulmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2001-2017 yılları arasında, iki farklı geçiş modeliyle erişkin endokrinolojiye devredilen hastalar değerlendirildi. Birinci modelde (Model 1) çocuk ve erişkin endokrinologlarla beraber yapılan tek toplantıda hasta ve/veya yakınlarının katılımıya, veya katılımı olmaksızın (sadece epikriz ile) geçiş yapılmıştır. İkinci modelde (Model 2) ise hastalar Çocuk ve Erişkin Endokrinoloji Dernekleri tarafından ortak olarak geçiş hastaları için hazırlanan formlar kullanılarak "Hasta Geçiş Polikliniği”nde en az 4-6 ay ara ile görülüp değerlendirildikten sonra erişkin endokrinolojiye devredilmiş ve hastaların 4-6 ay arayla 1 yıl ortak poliklinik takibi gerçekleşmiştir. Ayrıca hasta ve yakınlarının geçişle ilgili değerlendirmelerini almak için Psikiyatri kliniğinin hazırladığı hasta memnuniyet ölçeği kullanılmıştır.
BULGULAR: Model 1 ile devredilen 373 hastanın (312 kız, 161 erkek, 18-31 yaş), %26’sı tiroid hastalıkları, %25’i DM (diyabet), %9’u konjenital adrenal hiperplazi (KAH), %5’i çoğul hipofiz hormon eksikliği (ÇHHE), %3’ü büyüme hormonu eksikliği (BHE), %2’si Turner sendromu (TS), %2’si cinsiyet gelişim bozukluğu (CGB), %3’ü obezite-hiperinsülinemi, %4’ü puberte bozuklukları/ergen sağlığı sorunları, %7’si kalsiyum-kemik metabolizması bozuklukları, %6’sı boy kısalığı, %3’ü diğer grubundaydı. Bu hastaların %8’i erişkin endokrinolojiye en az 1 poliklinik başvurusu mevcuttu. 27 hasta ise Model 2 ile (19 kız, 6 erkek, 19-22 yaş) devredilmiştir. Mevcut tanıların %48’si DM, %19’u ÇHHE, %11’i BHE, %11’i tiroid hastalıkları, %22’si KAH, %4’ü CGB, %4’ü hipogonadizm olup, bu hastaların tümünün takibi devam etmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastalarının çocuk ve erişkin endokrinologlar tarafından bir süre beraber değerlendirip takip edilerek devredilmesinin, hastaların geçiş sürecindeki endişelerinin ve sürecin olumsuz yönlerinin azaltılmasında faydalı olacağı düşünülmüştür.
INTRODUCTION: As transition to adult healthcare can be stressful both for children with chronic diseases and their families,our study aims to present the methods we used in this transition period.
METHODS: The patients who were transferred to adult endocrinology with two different transition models between 2001-2017 were evaluated in the study.In the first model(Model1),transition was conducted in a single meeting of pediatric and adult endocrinologists,whereas patients and/or their relatives had either participated or not (by the help of patient records).And in the second model (Model 2),patients were transferred the adult endocrinology,after being seen and evaluated at the “Transition Outpatient Clinic” for at least 4-6 months intervals by using the forms prepared by the associations of pediatric and adult endocrinology;and a mutual clinic follow-up was carried out for a year, with 4-6 month-intervals.In addition, the patient satisfaction scale prepared by the Psychiatric Clinic was used to evaluate the opinions of patients and their relatives,regarding the transition.
RESULTS: Among 373 patients(312 females,161 males,18-31 years) transferred with Model1; 26% had thyroid diseases,25% had diabetes(DM), 9% had congenital adrenal hyperplasia(CAH), 5% had multiple pituitary hormone deficiency(MPHD),3% had growth hormone deficiency(GHD), 2% had Turner syndrome(TS),2% had disorders of sex development(DSD),3% had obesity-hyperinsulinemia, 4% had adolescent health problems,7% had calcium/bone metabolism disorders, 6% had idiopathic short stature and 3% was in the “others” group.8% of these patients had at least 1 outpatient application to adult endocrinology.Among 27 patients transferred with Model2 (19 female, 6 male,19-22 years);48% of the diagnoses had DM,19% had MPHD,11% had GHD,11% had thyroid diseases, 22% had CAH,4% had DSD,and 4% had hypogonadism;and all these patients have follow-ups going on.
DISCUSSION AND CONCLUSION: A transition conducted by the mutual evaluation and follow-up of pediatric and adult endocrinologists for a while is thought to be effective on reducing the patients’ anxiety and the negative effects observed during the transition periods.

7.Evaluation of Sleep Safety in Infants: Preliminary results of the pilot study
Öykü Özbörü Aşkan, Gonca Keskindemirci, Ayse Kilic, Gülbin Gökçay
doi: 10.5222/j.child.2018.63307  Pages 135 - 139
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, polikliniğimize başvuran çocukların uyku alışkanlıklarını ve ailelerin güvenli uyku ve risk oluşturacak faktörleri hakkındaki bilgi düzeyini değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamız, Ağustos 2016-Ekim 2016 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk İzlem Polikliniği ve Genel Pediatri Polikliniği’ne rutin izlem veya genel muayene için başvuran yaşları 6-59 ay olan çocuklar ve ebeveynleri ile gerçekleştirildi. Ailelere uyku alışkanlıklarını değerlendiren anket hazırlanarak yüz yüze ortamda soruldu. Anne ve baba boy, kiloları ölçüldü, vücut kitle indeksleri hesaplandı.
BULGULAR: Çocukların yaş ortalaması 30,0 ± 18,1 ay idi. ilk 6 ay yalnızca anne sütü ile beslenme oranı %67,4 (n=139) idi. Değerlendirme sonunda oda paylaşımı %88,3 (n=182), sırt üstü yatış pozisyonu oranı ise %27,6 (n=57) bulundu. Aynı yatağı paylaşan ebeveynlerde sigara içme oranının ise %60.7 olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamız doğum sonrasında emzirme danışmanlığı verilirken güvenli uyku alışkanlığı konusunda ayrıntılı bilgilendirme yapılması gerekliliğini ortaya koymuştur.
INTRODUCTION: The aim of the study was to evaluate the safe sleeping habits of the children, knowledge level of parents, about safe sleep and related risk factors.
METHODS: The study carried out in Istanbul University Istanbul Medical Faculty Hospital, Well Child Clinic and General Pediatric Clinic, between September and November 2016. The population of the study consisted the children between 6-59 months age and their parents, The survey questions about sleeping habits were asked to the parents face to face interview. The weight and height of parents were measured and body mass indexes were also calculated.
RESULTS: The mean age of the children was 30.0 ± 18.1 months. The ratio of breastfeeding for the first 6 months was 67.4% (n = 139). At the end of the evaluations room sharing ratio was 88.3% (n=182) and back to sleep position was 27.6% (n = 57). The ratio of smoking among the bed sharing parents was 60.7%.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our study revealed the need to provide detailed information about safe sleep habits when giving breastfeeding counseling after birth.

CASE REPORT
8.A sneaky but familiar bacterium in acute abdominal pain: Mycobacterium tuberculosis
Özge Kaba, Manolya Kara, Fulya Özdemircioğlu, Zuhal Bayramoglu, Selda Hancerli Törün, Züleyha Bingöl, Ayper Somer, Metin Uysalol, Zeki Kılıcaslan
doi: 10.5222/j.child.2018.16013  Pages 140 - 143
Amaç: Tüberkülozun akciğer dışı formları, özgün olmayan klinik bulgularla karşımıza çıkarak tanıyı güçleştirmekte ve varlığını sürdürmektedir. Burada karın ağrısı ile başvuran bir abdominal tüberküloz olgusu sunulmuştur.
Olgu sunumu: Öncesinde sağlıklı 17 yaşında erkek hasta, karın ağrısı ve bulantı nedeniyle ile dış merkeze başvurmuş. Tetkik sonuçlarında akut apandisit tanısıyla operasyonu planlanarak akciğer grafisi çekildiğinde yaygın infiltrasyon görülmesi üzerine tarafımıza refere edilen hasta; tüberküloz ön tanısıyla servise yatırıldı. Örnekleme sonrası dörtlü antitüberküloz tedavi başlanarak takibe alındı.
Sonuç: Tüberküloz sıklıkla akciğeri tutan bir enfeksiyon hastalığı olmasına karşın akciğer dışı tüberkülozunun özgül olmayan semptomlarla önemli bir klinik problem olarak karşımıza gelebileceği unutulmamalıdır.
Objective: Tuberculosis, which can retain all the tissues and is more common in lung form; extrapulmonary forms confront the non-specific clinical findings, making the diagnosis difficult and persistent.
Case report: A healthy 17-year-old male patient admitted to the external center with abdominal pain and nausea. The patient who referred to our hospital because of the widespread infiltration of preoperative chest X-ray, was admitted to the hospital with the diagnosis of tuberculosis.
Conclusion: Although tuberculosis is an infectious disease that frequently affects lung, it should not be forgotten that extrapulmonary tuberculosis may present as an important clinical problem with unspecific synptoms.

9.
Akut lenfoblastik lösemili üç yaşında bir çocukta invaziv mantar enfeksiyonunun posakonazolle başarılı tedavisi
Nihal Özdemir, Başak Koç, Serda Kantarcıoğlu, Sebuh Kuruoğlu, Tiraje Celkan
doi: 10.5222/j.child.2018.99705  Pages 144 - 149
İnvaziv mantar enfeksiyonları, özellikle albicans dışı Candida gibi mayalar, artan immün-baskılanmış hasta sayısı ve oluşan mantar direnci nedeniyle artış göstermektedir Son on yılda bu enfeksiyonların tedavisi için yeni antifungal ilaçlar geliştirilmiştir. Bu yazıda akut lenfoblastik lösemili 3 yaşında bir kız çocukta Candida albicans’a bağlı gelişen invaziv kandida enfeksiyonu bildirilmiştir. Lipozomal amfoterisin B, kaspofungin ve vorikonazolün tek başına ve bu ilaçların birlikte tedavisine rağmen hastanın ateşi ve klinik durumunda düzelme olmamış, tedaviye posakonazol eklenmesiyle düzelme görülmüştür. Devam tedavisi sırasında mantar enfeksiyonu kontrol altında kalmış ve posakonazol profilaksisi altında tekrarlamamıştır.

10.Referee Index

Page E2
Abstract | Full Text PDF

11.Author Indeks

Page E3
Abstract | Full Text PDF

LookUs & OnlineMakale